züğürtten gevezelik
Türkiye'de yaşıyorsanız para biriktirmek zorundasınız. Para biriktirdiğinizde de biriktirdiğiniz paranın enflasyona uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz demektir. Enflasyondan korunanın çaresi döviz, kıymetli maden, diğer menkul veya gayrimenkul alımı olarak görülmekte. Bu yatırımlar her ne kadar dişimizden tırnağımızdan arttırdığımız varlığımızı enflasyona karşı korusa da alım gücümüzü olduğu yerde sabit tutmaktadır. Oysa yatırımın amacı alım gücünü arttırmaktır.
Size biraz da alım gücü ne demek bundan bahsetmek istiyorum. Alım gücü, genellikle günlük hayatımızda kullandığımız ürünler baz alınarak hesaplanan bir parametredir. Örneğin tuvalet kağıdı... Bir yıl önce bir asgari ücretle 100 paket tuvalet kağıdı alabiliyorken bulunduğumuz yıl 70 paket tuvalet kağıdı alabiliyorsak alım gücümüz %30 düşmüş demektir.
Diyelim ki dolara yatırım yaptık. bu durumda da üretiminde kullanılan sarf malzemelerinden dolarla tedarik edilen veya doğrudan karşılığında dolar verilerek ithal edilen ürünler karşısında paramızı korumuş oluyoruz. Buna da bir örnek; ekmek... buğday ithal etmediğimizi düşünsek bile tarlaya ekerken, sularken, hasat ederken kullanılan iş makinelerinin çoğu ithal, yedek parçaları ithal, yaktıkları yakıt ithal, mahsulü taşıyan, işleyen, pişiren makineler ve yakıtları da ithal. bu sebeple doların kuru bizi derinden ilgilendirmektedir. Bu anlattıklarım doğrultusunda geçen sene yatırım amacıyla satın aldığımız 100 dolarla 1000 ekmek alıyorsak bu sene de 100 dolarla yaklaşık 1000 ekmek alacağız. Türk lirasıyla daha az ekmek alabildiğimiz için alım gücümüz yükselmiş gibi görünecek fakat reelde sabit kalacaktır.
Ben bu durumu fizikteki bağıl hıza benzetiyorum. Bu durum trenlerde daha çok hissedilir. bizim bulunduğumuz tren geriye giderken yanımızdaki tren ileri gidiyormuş gibi görünür. Yalnızca bir değişken kullanarak yapılan alım gücü hesabı da bu duruma benzer. Oysa ki trenin sağındaki ağaca baksak bizim bulunduğumuz trenin geri gittiğini anlamamız mümkündür.
Gelelim alım gücü arttırma meselesine. Alım gücümüzü arttırmak istiyorsak paramızla katma değeri olan ürünler üretmemiz gerekir. "Üç kuruşla ne üretimi yapacağız?" Haklısınız ama çaresiz değilsiniz.
Katma değer üreten güvenilir firmalardan hisse senedi satın alabilirsiniz. "Zaten kendimize zor vakit ayırıyoruz bir de borsayı nasıl takip edeceğiz?" Hala haklısınız fakat yine çaresiz değilsiniz. Sizin yerinize borsayı cüzi komisyonlarla takip eden profesyonel ekipler var. Üstelik komisyonlarını ana paradan değil kardan alıyorlar. Üstelik devlet kontrolü altında yaptıkları için güvenilirlikleri oldukça yüksek. Üstelikler devam ediyor. Mobil uygulamalarınızla kolaylıkla takip edebiliyor ve yönetebiliyorsunuz.
Bunca güzel olanağı sunan kurumlar bankalardır. Hizmetin ismi ise yatırım fonları.
Yapmanız gereken bankanızdan yatırım hesabı açmak, birikimlerinizi yatırım hesabınıza aktarmak, size en uygun dağılımı yaptıkları fonu bulmak ve o fondan istediğiniz miktarda satın almak.
Bu şekilde yapılan yatırımların yararlarından birkaçı ise şu şekilde; paranız piyasada dolaşıma katılıyor, bu sayede piyasada hareketlilik devam ediyor. Bu para kullanılarak üretim mümkün oluyor. Üretimin fazlası ihraç edilerek ülkemize döviz girişi sağlanıyor. Ülkemize döviz girişi sayesinde ithal ürünler daha kolay satın alınabiliyor. Bu ürünler daha kolay satın alındığı için daha kolay ulaşabiliyoruz ve alım gücümüz hem üretime doğrudan katkı sağladığımız için doğrudan hem de üretimin sonuçlarından kaynaklanan kitlesel alım gücü artmasından yararlandığımız için de dolaylı olarak artmaktadır.
Yazımı okuma zahmetinde bulunduğunuz için teşekkür eder, fikirlerime katılıyorsanız sevdiklerinize önermeyi ve konuyu daha derin araştırmanızı küçüklerimden rica, büyüklerimden istirham ederim.
Yorumlar
Yorum Gönder