Kayıtlar

para için ne kadar ileri gidebilirsiniz?

  Günümüz Türkiye'sinde ne yazık ki meslekler büyük oranda para için yapılmakta. Hemen hiçkimse işine  memnun gitmemekte. Para kazanıp geçim sağlayabilmek belki de çocuklarımıza bir şeyler bırakabilmek için gecemizi gündüzümüze katıp mutluluğumuzdan ve zevklerimizden ödün vererek para kazanmaya çalışıyoruz.  Peki bir insan para kazanmak için ne kadar ileri gidebilir. Mesela bir bebeği öldürebilir misiniz? Evet yanlış yazmadım. Bugün artık duyduğum hiçbir şeye şaşıramadığım ülkemizde bu konu gündemde. Para için bebekleri ölüme terk etmekle kalmadıkları gibi bunun için çeteleşmekte olan bazı insanlar var.   Araba alıp satarken, ekmek almaya çocuğunu gönderirken, ev kiralarken, kiraladığın evde yaşarken, kısacası her gün diken üstünde olduğumuz bugünlerde hastanelerde doğum yaparken de diken üstünde olacağız.   Bu neyin hırsı? Daha neler duyacağız? Neler göreceğiz bültende? Bu konunun sorumlusu kim? Bu sorumlulara yakımızı nasıl kaptırdık? Nasıl kurtulaca...

iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına...

  Yukarı tükürüyoruz sakal aşağı tükürüyoruz bıyık... İşlerde bir terslik var bugünlerde. değişmeyen bir şeyler de var ama... Değneğin iki ucu da b*klu mesela hala. Ne gidebiliyoruz ne kalabiliyoruz. Çok mu uyumsuz oldum ben buralara? Olmuyor entegre olamıyorum bu hayata ben. Hayat enerjimi geri kazanmam lazım. Aynaya bakarken gözlerimde geçmişi görüyorum mesela. Bu bakışı silmem değiştirmem lazım artık.   İlkokula kaydolurken mavi önlükle çektirdiğim fotoğrafı gördüm geçen gün. bir de ehliyet alırken çektirdiğim fotoğrafa baktım. gözlerim çok geğişmiş. Bakışlarım daha doğrusu... yılmış... benim o mavi önlüklü fotoğrafımdaki bakışları geri kazanmam lazım.   Kazanmak...  Bakışlarım için bu kelimeyi kullanınca değişik geldi. Zaten bendeydi o bakışlar. Benimdi... Zorla aldı zaman onu benden. Hakkım olanı... Işık ışık parlayan umut ve heyecan dolu bakışlarımdı onlar benim. Kazanmam gereken bir şey değil anlayacağınız. Göz aynı göz, dimağ aynı dimağ...  ...

nezakette doz aşımı

  İnsan kelime anlamıyla ünsiyet kuran, ilişki içerisine giren demektir. Bu ilişkileri korumak ve sağlıklı tutabilmek nezaket kurallarına uymakla mümkündür. Bu nezaket kuralları bizi başkalarını incitecek şeyler yapmaktan alıkoyan birtakım gerekliliklerdir. Nezaket kuralları doğuştan edinilen şeyler değildir. Ebeveynlerden öğrenilebileceği gibi deneme yanılma yoluyla da öğrenilebilir. Hayatı boyunca bunu öğrenemeyen kişiler genellikle ya toplumdan dışlanmış ya da biraraya gelerek çeteleşmişlerdir. Bu tür insanlara karşı savunma mekanizmaları geliştirilebilir. Asıl toplumda tehlike arz edenler nezakette aşırıya kaçanlardır. Bir durumdan rahatsız olduğumuzda bu duruma sebep olanı uygun bir dille uyarmak nezaket gereğidir. Bu uyarıyı yapmayı nezaketsizlik olaran görmek nezakette doz aşımıdır ve ölümcüldür. Farklı olarak nezakette doz aşımı yapanı değil karşıdakini öldürür. Çünkü yanlışa yapılmayan zamanında ve uygun ayarda müdahale o yanlışın devamına sebep olurken k...

gece

gecenin karanlığı örttü her şeyi. saat on ikiden sonra neyse ne... normal olan uykunun kollarına bırakmak kendimi. anılar... avlanmak için geceyi bekleyen kahpe yırtıcılar gibi avladılar uykumu. en çok da sen vardın yem olarak kullandıkları. senin şiddetin her türlüsünü üzerimizde deneyişin.  bazen yaşıyorum bunu hala. zaten aklıma her geldiğinde bunlar geliyor. sonra ne oluyor biliyor musun? yumruklarım hakimin tokmağı gibi iniyor suratına defalarca. yüzün kanıyor. sert bir cisim buluyorum nerden geçiyorsa geçiyor elime o hışımla. etkileşime girdiği yere bakmıyorum. yeter ki ona bir şey olmasın. ilgilenmiyorum. umurumda olmuyor zaten. çünkü seninkiler en çok acıtan yerime denk geldi. uykularıma. nasıl olsa senin beni acıttığından daha fazla acıtamam nerene gelirse gelsin. kırılıyor bazı yerler. morarıyor. şaşırıyor. hiç beklemiyor çünkü. ilk defa oluyor.  ilkin tadı hep başka oluyor. unutamazsın. bir başkası onun yerini alamaz. denersin ya da sadece yaşarsın. denemek yararsız...

merhaba diş fırçam

 Son münasebetimizden sonra güneş dört defa battı beş defa doğdu. bilmem kaç bin kişi öldü bir o kadarı da doğdu. bazı hükümetler kuruldu bazıları yıkıldı. yüzlercesi yıllardır okuduğu okuldan mezun oldu. nicesi yeni bir okula kaydoldu. aşık oldu birkaçı. bazısı sevdiğinden ayrıldı o ya da bu sebeple. bu dört gün yordu kimini. kimini dinlendirdi. beni sorma. zaten ağzıma girince anlarsın ne bok yediğimi.   saçlarımda birkaç tel daha beyazladı fark etmişsindir.  yine gitmedim berbere saçlarım seninle yarışan sertlikte hala. birkaç çizgi daha eklendi yüzüme. biraz daha kurudu cildim. tam dört gün daha yaşlıyım artık.  görüyorum ki sen de kurumuş ve sertleşmişsin bana karşı. biliyorum yine kanla dolduracaksın ağzımı. mamafih son dört gündür her yediğimden birazcık bulunan dişlerimi arındırmanın başka çaresini bilmiyorum.  kilo mu aldın sen? yoksa daha ağır hisseden yorgun kollarım mı seni? hoş geldin ağzıma yavaş ol ama seni çılgın serseri. 

Acıtasyon

 Ben babamı hiç görmedim. Vardı. Hayattaydı. Ara sıra bizimle de oldu. Bizimleyken pek bizimle sayılmazdı. Mesleği garsonluktu. Mesleğinin en iyilerinden biriydi. Yurtdışında çalışırdı. Evde bulunduğu zamanlar bulunmadığı zamanların 5 katıydı.  Onun çalıştığı yerde garsonluk bizim ülkemizde yapıldığı gibi yapılmaz. orda garsonlar daha çok misafirlerini her anlamda(!) mutlu etmesi gereken ev sahipleri konumundadır. Bu sebeple olsa gerek eve geldiğinde bizi mutlu etmek, beraber bir aktivitede bulunmak veya aynı mesele üzerinde kafa yormak bile eve iş getirmek gibi olurdu sanıyorum.   Babası olanlara söylenmiştir; 'baba olunca anlarsın'. Ben babamı baba olunca anlar mıyım diye bekledim. çocuklarıyla vakit geçirmemenin, onlarla eğlenmemenin bir açıklaması olmalıydı.  Geçen haftalarda baba olacağımı öğrendim. üç gün önce de ikiz babası olacağımı. Bu haberler bile içimin içime sığmamasına yetti. Yazarken bile gülümsüyorum. Onları kucağıma almak, onlarla vakit geçirmek...

Yine Yapamadım

 Geçenlerde... diye başlayıp harika bir yazı yazmak okuyanları güldürüp, sürükleyip hatta aynı zamanda düşündürecek bir yazı yazmak istedim hep fakat yaşadıklarını ballandıra ballandıra anlatabilen bir yapım hiç olmadı.  En büyük bacanağım çöp kamyonu sürer. Şantiyeden kamyonu alır ekibiyle çöpleri gezer topladığı çöpleri döker kamyonu şantiyeye park edip evine döner. Yaşadığı olayları anlatırken çok maceralı heyecan dolu bir olaymış gibi anlatır ve anlattığı kişiye kendini dinletir.   Bense bir müddet Adana gibi bir yerde minibüs şoförlüğü yaptım. Bilen bilir Adana'da 'dolmuş' şoförü olmanın ne demek olduğunu. Arabanıza kafası güzel yolcular biner hırsızı biner dolandırıcısı biner trafikte etrafınızdaki araçlar mafyaların, çetelerin, kallavilerin, kirli işlerin insanlarının arabalarıdır.   Böyle bir işte çalışıyorken belalı bir ailenin arabasına da çarptım. kullandığım arabaya kafayı maddeyle(alkolle değil) çekmiş bir müşteri de bindi. Diğer dolmuşçularla ...